Tüylerin diken diken olmaması elde değil...

“Kafamdaki kask paramparça oldu” Aslında görev yeri Sakarya olan plastik cerrahi profesörü Derya Özçelik, Nişantaşı'ndaki evinde makale hazırlarken duyduğu patlama sesleri üzerine, yaralı polislere müdahale etmek için, hiç düşünmeden sokağa çıktı. Prof. Dr. Özçelik: "İçeri girdim, derin bir sessizlik vardı, oysa her odada iki, üç polis üzerlerinde silahlarıyla yatıyordu, hiçbirinde ne inilti, ne ağlama sesi vardı, çelik gibiydiler. Bu son derece vakur duruşlarını, aldıkları eğitime ve kültüre bağlıyorum. Gerçek üstü bir tabloydu, birinin bacağına müdahale ederken, yanıma gelen arkadaşı, 'Kafamdaki kask paramparça oldu' dedi ama bir şeyi yoktu, kaskı korumuştu onu, belli ki şoktaydı. Rapor için bin takla atan vatandaşı gördüğüm için bu polis memuru beni çok etkiledi. Çenesindeki kesiyi diktiğim polisin akrabası sadece baktı, ne bağırma, ne çağırma. Çok efendi, nezih ve yürekli adamlardı bunlar"

Tüylerin diken diken olmaması elde değil...
Tüylerin diken diken olmaması elde değil... Handan

Kaynak: İSTANBUL (AA)

Aslında görev yeri Sakarya olan  plastik cerrahi profesörü Derya Özçelik, Nişantaşı’ndaki evinde makale  hazırlarken duyduğu patlama sesleri üzerine, yaralı polislere müdahale etmek için  hiç düşünmeden dışarı fırladığını söyledi.  AA muhabirine konuşan Prof. Dr. Derya Özçelik, patlama sesi duyunca  gösterdiği refleksle hastaneye yetişme sürecinde yaşadıklarını ve orada  karşılaştığı gurur tablosu manzarayı şöyle anlattı: "İçeri girdim, derin bir sessizlik vardı, oysa her odada iki, üç polis  üzerlerinde silahlarıyla yatıyordu, hiçbirinde ne inilti, ne ağlama sesi vardı,  çelik gibiydiler. Bu son derece vakur duruşlarını, aldıkları eğitime ve kültüre  bağlıyorum. Gerçek üstü bir tabloydu, birinin bacağına müdahale ederken, yanıma  gelen arkadaşı, 'Kafamdaki kask paramparça oldu' dedi ama bir şeyi yoktu, kaskı  korumuştu onu, belli ki şoktaydı." Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Plastik Cerrahi Ana Bilim  Dalı Başkanı Prof. Dr. Derya Özçelik, haftanın yorgunluğunu atmak için geldiği  İstanbul Nişantaşı’ndaki evinde Cumartesi akşamı yüz kırıklarıyla ilgili  bitirmesi gereken bir makale üzerinde çalıştığını belirtti. Dışarıdan gelen seslerle kontsantrasyonu bozulmasın diye kulaklıkla  müzik dinlerken çalıştığını dile getiren Prof. Dr. Özçelik, şöyle konuştu: “Kulaklığımdaki müziğe rağmen gelen patlama sesini duydum. ‘Allah,  Allah’ dedim, kulaklığı çıkarttım. Ama bu neydi, ses bombası mı, boş bir alanda  mı, yan taraflarda inşaatlar var, onlara ait bir şey mi? Bunu algılamaya  çalışırken, televizyondan Taksim’de patlama alt yazısı geçti. Ama boyutları  nedir, bilgi yok, internette de bilgi yok. O esnada Düzce’den asistanım Gaye’nin  Taksim’de olduğunu Facebook’tan gördüm. Hemen arayıp güvenli bir yere geçmesini,  Taksim’de bomba patladığını söyledim. Teşekkür etti, sonra baktım Taksim değil,  Maçka’da, benim evin yanında patlamış yani. Nişantaşı, Maçka’ya çok daha yakın.  Dibimizde bomba patlıyor, o zaman mutlaka yaralılar vardır, ben dedim gideyim.  İlk aklıma gelen ‘Gideyim’ oldu.”


“Nereye gidiyorsunuz, beni de götürün, ben doktorum’ 
Evinin karşısındaki Amerikan Hastanesi’ndeki görevlilerin  “Ambulansları çıkarın” bağrışmaları başlayınca yaralılar olduğunu anladığını  vurgulayan Prof. Dr. Öztürk, vakit kaybetmeden dışarı çıktığını aktararak, şöyle  devam etti: “Zaten evden Maçka, 5 dakika yokuş aşağı. Maçka Parkı’na ulaştım ama  orası polis çemberine alınmış. Havada barut kokusu, böyle hani gerçek dışı bir  ortam, ileride ambulanslar kuyruk olmuş bekliyorlar. Polis helikopterleri yeri  aydınlatıyor. ‘Ben doktorum, parkın içinden geçip gitsem olur mu?’ diye sordum.  ‘Güvenli değil, hiç uygun değil’ dediler. Aşağıdan geçmeye çalıştım bırakmadılar.  O esnada ambulans geçiyordu, ‘Nereye gidiyorsunuz, beni de götürün, ben doktorum’  diye atladım önlerine. ‘Gümüşsuyu’na (eski Gümuşsuyu Asker Hastanesi) gidin,  oraya çok yaralı bıraktık.’ dediler. ‘Beni bıraksanız olur mu?’ diye sordum, ‘Yok  biz başka tarafa gidiyoruz.’ dediler. Ben de bir taksi buldum. Taksi şoförünün de  akrabası polismiş, o taraftan geliyormuş. Tünel falan kapalıydı, doktor kimliğimi  gösterince bıraktılar.”

“Ağrıları var sesleri çıkmıyor, çelik gibiydiler”
Hastanenin tahmininden küçük olduğunu ancak içeride 15 civarında  doktorun harıl harıl çalıştığını gördüğünü ifade eden Prof. Dr. Özçelik ortamın  atmosferini, şu sözlerle anlattı: “Önce içeri girince hiçbir hasta yok zannediyorsunuz.  Çünkü içeriden  hiçbir ses gelmiyor. Fakat odalara girdikçe, her odada iki üç polis memuru  yatıyor, hiçbirinden hiçbir ses çıkmıyor, çelik gibiydiler. Muhabir olarak  bilirsiniz, acil servislerde bağırış, çağırış olur, ama hiç öyle bir şey yok. Ama  sessiz oluşlarının daha çok aldıkları kültürle, eğitimle ilgili, yani  efendiliklerine bağlıyorum. Çünkü ağrıları var, kiminin bacağını şarapnel  parçalamış, kiminin yüzünde kesi var.. Biri ‘Kafamdaki kask paramparça oldu’  dedi. Ama bir şeyi yoktu, kask korumuş onu belli. Şoktaydı o da.” Prof. Dr. Özçelik, plastik cerrahinin, bilinenin aksine estetikten çok  travma cerrahisi olduğunu, saçtan, tırnağa, vücuttaki kesi, kırık gibi her türlü  operasyonu yapabildiklerini vurgulayarak, bu bilinçle faydalı olacağını düşündüğü  için hastaneye gittiğini kaydetti.  Kendisini plastik cerrah olarak tanıttığı sırada ortopedik yardım lafı  işittiğini belirten Prof. Dr. Öztürk, “Ben bakarım” diyerek hemen müdahale  ettiğini anlattı.

‘Çok efendi, nezih ve yürekli adamlardı”
Daha sonra yüzünde 2 santimlik bir kesi olan polis memuruna müdahale  ettiğini, düzgün estetik dikiş sayesinde çok önemsiz bir iz kalacağını dile  getiren Prof. Dr. Öztürk, şunları söyledi: “Hepsi üstlerinde silahlarıyla yatıyorlardı. Gerçek üstü bir tabloydu.  Daha kötülerini büyük hastanelere sevk etmişler, orada kalan memurların durumu  iyi olanlar. Hastanede 1,5, 2 saat kadar kaldım, beni asiste etti arkadaşlar,  sanırım 4 vak'aya müdahale ettim. Birinin bacağında 6 santimlik defekti kapattık,  18 gün sonra dikişlerinin alınması gerektiğini, bu sürede üzerine basmamasını,  dinlenmesini bunun için rapor verilmesi gerektiğini söyledim. Rapor istemedi.  Bunu 3-4 kez tekrarladı. Rapor için bin takla atan vatandaşı gördüğüm için bu  polis memuru beni çok etkiledi. Çenesindeki kesiyi diktiğim polisin akrabası  sadece baktı, ne bağırma, ne çağırma. Çok efendi, nezih ve yürekli adamlardı  bunlar.”

“Akıl yoluyla ilerlersek daha iyi olacak”
38’i polis 44 kişinin şehit olmasına yol açan terörü lanetleyen Prof.  Dr. Öztürk, “Biz bu yaptıklarımızın her gün 10 katını yapıyoruz zaten. Ama bir  farkındalık oluşmuşken, bizim güvenliğimizi sağlayan bu insanların güvenliğini de  sorgulamamız lazım. Onların güvenliğini kim sağlıyor, hangi stratejileri  kullanıyorlar, üniforma giymiş 50 kişi aynı yerde hedef gibi duruyorlar,  otobüslerle taşınıyorlar, şimdi artık olağanüstü haldeyiz, birilerinin bu işlere  de kafa yorması lazım.” diye konuştu.
Birilerinin parmağını dikerken bile onlarca tedbir aldıklarını  hatırlatan Prof. Dr. Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı: “Ameliyathanelerin güvenliği, steril aletler, kullandığımız cihazların  elektrik bağlantıları, o kadar çok ayrıntı var ki. Şimdi bu memurların  güvenliğine kim kafa yoruyor? Yani ben olsam mesela onları 50 kişi aynı yerde  tutmam. Kademesi olması gerekmez mi ikisi arkada, ikisi önde, belki diğerleri  daha ileride ne bileyim. Onları koruyacak ikinci bir çember oluşturulabilir. Bu  olmuyorsa, o zaman maçlar seyircisiz oynansın. İlle olağanüstü hal ortamında  normal yaşıyoruz imajını vermek için değer mi? Yani şu anda normal koşullarda  yaşamadığımızı kabul edelim, ona göre yaşayalım. Sadece duygusal bağlamda  gitmesin bu işler. Daha akıl yoluyla ilerlersek daha iyi olacak.”

Loading...
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Doktorların söyleyemediği gerçek. İşte Kanserin Gerçek Sebebi...
Doktorların söyleyemediği gerçek. İşte Kanserin Gerçek Sebebi...
ÇOK ÖNEMLİ!!! LÜTFEN OKUYUNUZ VE OKUTUNUZ
ÇOK ÖNEMLİ!!! LÜTFEN OKUYUNUZ VE OKUTUNUZ